Anasayfa > İncelemeler > Ad Astra İncelemesi: Dünyevi Acılardan Yıldızlara Doğru!

Ad Astra İncelemesi: Dünyevi Acılardan Yıldızlara Doğru!

Brad Pitt’in başrollüğünü üstlendiği Ad Astra, en dünyevi meseleleri en uzak yıldızlara giderek anlatıyor. James Gray’in yönettiği bilim-kurgu, dram türündeki yapım, Liv Tyler, Brad Pitt, Donald Sutherland birçok ünlü yıldıza sahne olup; nitelik dolu bilim-kurgular arasına katılıyor. 

Ad Astra’yı anlamak için önce yapımın ismine bakmak lazım geliyor. Ad Astra Per Aspera Latince bir deyimdir. Zorlukları aşarak yıldızlara ulaşmak anlamına gelen bu deyimin ilk kısmı Ad Astra ise basitçe Yıldızlara Doğru demek. Basmakalıp uzay filmlerini andıran bu isim ise sizi hiç yanıltmasın. Çünkü bu antik Latince deyim, iki saat dört dakikalık bir sanat şöleni ile müthiş bir anlam kazanıyor.

 

Ad Astra Filminin Konusu (SPOILER)

İnsanlık yakın gelecekte Ay ve Mars’ta üsler inşa etmiş, uzay keşfinde oldukça gelişmiştir. Fakat bir gün sebebi bilinmeyen elektromanyetik akımlar başlamış ve tüm güneş sistemi tehdit altında kalmıştır. Zamansız oluşan bu elektrik dalgaları canlı yaşamı tehdit etmektedir. Uzayın keşfinden sorumlu SPACECOM kurumu ise bu dalgaların çözümünü bulmak için Roy McBride’ı görevlendirir. Görevlendirilmesinin ardındaki sebep ise SPACECOM’un elektromanyetik dalgaların arkasındaki muhtemel sebebin Roy McBride’ın babası Clifford McBride olduğunu düşünmesidir.

Roy McBride’ın babası Clifford McBride, 30 yıl önce Lima Projesi adı altında insan dışı zeki varlıklar bulmak adına uzay keşiflerine öncülük eder. Neptün’e kadar ilerleyen Clifford McBride ve ekibi zaman içerisinde psikolojik açıdan çöküntüye uğrar ve Lima Projesi ile SPACECOM arasındaki bağlantı kesilir. SPACECOM insanlığı tehdit eden elektromanyetik dalgaların Lima Projesi’nden kaynaklandığını düşünmektedir. SPACECOM ise Clifford McBride’a ulaşabilecek en uygun kişinin onun öz oğlu olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla Roy McBride görevlendirilir ve binbaşı güneş sisteminin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkar ve bu esnada kendisini, babasını ve insanlığı sorgular.

Ad Astra bir arayış, baba-oğul ilişkisi ve varoluş sancısı. Salt bir uzay keşfini değil, dünyevi soruların keşfini konu alan film zaten insanın özünde olanı, bilim-kurgunun esnek anlatımıyla süslüyor. Bunu yaparken baba ve oğul arasındaki ilişkiye de değinip; hissiz bir adamın hislerle yeniden tanışmasına şahit ediyor izleyicisini.

 

Ad Astra Filminin Düşünce Portresi

Roy McBride tam anlamıyla bir görev adamıdır. En tehlikeli anlarda bile nabzı asla yerinden oynamaz ve adeta programlanmışçasına nasıl davranacağını bilir. Film devam ettikçe anlarız ki Roy McBride’ın bu katı hali aslında göreve bağlılığından değil, hissetmeye olan yabancılığındandır. Binbaşı’nın eşi ile olan anlaşmazlığı, beraber olduklarında dahi kaybolmuş hissetmesi ve adeta bir robot gibi yaşaması Roy McBride’ı işinde ehil, yaşamında ise donuk hale getirmiştir.

Babasını bulmak için görevlendirilmiş Roy McBride, yolculuğu boyunca nabzını çok iyi kontrol edebilen donuk bir görev adamından; yıllar önce babasını kaybetmiş sorunlu bir çocuğa dönüşür. Film muhteşem görsel efektleri, etkili açıları ve atmosferik müzikleri ile yapar bu anlatımı.

Roy McBride hem insanlığı hem de babası ile olan ilişkisini sorguladığı arayışına devam ederken, pek çok badire atlatır. Ay’da korsancıların saldırısına uğrar, Mars’ta ise bir elektrik dalgasına yakalanır, uzay sürüşü esnasında denk geldikleri bir gemide de gelişmiş bir primat ile dövüşür. Bütün bu zorlukları aşarak yıldızlara ulaşmayı kendine görev edinen Roy McBride; babası ile ilgili gerçeği öğrendiğinde ise baba-oğul benzerliğini sorgulamaya başlar.

 

Baba ve Oğul, Devam Etmek ya da Etmemek

Ad Astra özünde yalnızlık çeken fakat buna alışarak hissizleşmiş bir askerin, babasını arayan bir çocuğa dönüşümünü anlatırken; her insanın içindeki kadim arayışa da gönderme yapar. Clifford McBride insanlık dışında zeki yaşam bulmak uğruna yıldızları aşmış, birçok insanın ölümüne sebep olmuş ve hayatları riske atmıştır. Gözünün önündekini görmeyi reddederek, özünde kin dolu bir arayışa devam eden Clifford; oğlu onu kurtarmaya geldiğinde de ölümü tercih eder.

Clifford McBride’ın arayışı kadim bir merak olarak başlayıp, kindar bir görev tamamlama içgüdüsüne dönüşmüştür. İnsanın kafasını yukarı kaldırıp “bizden başkası var mı?” sorusuna “olmak zorunda” cevabını veren Clifford McBride, bir noktada “biz” kavramının da önemini yitirmiş ve kendi mürettebatını öldürmüştür.

 

Uzayda insanlardan başka akıllı yaşam formu olmadığını keşfeden fakat bununla yetinemeyen Clifford McBride, aslında hep burada olanı sevmeyi öğrenememiş; yıllar önce eşini ve oğlunu terk etmiştir. Oğlu onu kurtarmak için geri döndüğünde de ölümü seçer çünkü içindeki boşluğun doldurulamayacağını bilir. Çünkü her arayış özünde “gerçekten içine bakmayı reddetmek ya da ertelemektir.”

Clifford, insani hislere ve yeryüzünün sahip olduklarına sırt çevirerek yıldızlara seyahat eder. Gözünün önündekini görmez ve öz oğlunu geride bırakır. Ve bunu kabullenme anı geldiğinde de geri dönme şansı varken uzayın boşluğunda kaybolur.

Tam o noktada film bize ana karakterin ağzından şu soruyu sorar:

“Neden devam eder insan?”

Varoluş sancısının en ikonik sorusudur bu. Roy McBride ise yaşamının araf sürecinden babasının intiharı ile çıkar. Clifford’un neden devam edemediğini anlamakla beraber, kendi amacını da fark etmiştir. Bizim bizden başka kimsemiz yoktur ve arayış için önce gözümüzün önündekine bakmak gerekir. Bu bir yetinme hareketi değildir, öyleyse bile bu hareketin kendisi yetersiz değildir. Elindekiyle yetin anlayışının sığ olmaması bir yana, film önce sahip olduğunun farkında ol anlayışını benimser.

 

Yakın Öznelerin Arasındaki Uzak Farklar

  • 1. Roy’un babası hissetmeyi ve insanlıkla yetinmeyi reddetmiş dolayısıyla hislerini ve insanlığını kaybetmiştir.
  • 2. Roy ise içindeki boşluğu sorgulamadan yaşayarak kaybolan bir görev adamına dönüşmüştür.
  • 1. Roy’un babasının arayışı kin dolu ve sahip olduğunu reddeden bir anlayışa sahiptir.
  • 2. Roy ise bir arayışta olduğunu, babasının gayesindeki yanlış temel üzerine fark eder.
  • 1. Finalde Roy’un babası bir kabullenişten kaçar ve ölümü tercih eder.
  • 2. Roy ise hayatta her şeyi kabullenmek gerektiğini fark ederek yaşamaya devam eder.

Baba ve oğul arasındaki göreve bağlılığın bu denli benzer olup, yine aynı derecede zıt motivasyonlarla hareket etmeleri ise filmin baba-oğul ilişkisini ele alışına sadece minik bir örnektir.

Ve sahip oldukların yüzünden devam etmen gerekir. Binbaş Roy McBride sadece sahip olduklarının farkına varmakla kalmayıp, bunları sevebileceğinin ya da nefret edebileceğinin de ayrımına varır. Hisler ona yabancı değildir. Buna rağmen yaşamaya devam edeceğini telkin eder ve eşi ile olan ilişkisini tekrar inşa etmeye başlar.

İnsan zorlukları aşarak yıldızlara ulaşır ve devam etmeye değer. Ad astra per aspera.

Hakkında Kerem Doğan Karakoç

Kerem İstanbul Üniversitesi'nde edebiyat okuyor ve dört yılı aşkın bir süredir internetin çeşitli köşelerinde yazarlık yapıyor. Boş zamanında da tekrar tekrar Blade Runner izliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir