Anasayfa > İncelemeler > Final Fantasy 16 İnceleme: Kurtarıcı Tekrar Sahnede!

Final Fantasy 16 İnceleme: Kurtarıcı Tekrar Sahnede!

Final Fantasy 16

Final Fantasy 16 sürükleyici hikayesi, katmanlı savaş sistemi ve şahane atmosferiyle sizi kendine bağlayacak. Yapım dev oynanış süresinin neredeyse hiçbir noktasında heyecan çıtasını aşağıya çekmedi. Hele o boss savaşları var ya... 

8.7

Final Fantasy 16 inceleme dosyamızda dev serinin en güncel halkasını mercek altına alıyoruz. Geliştirici firmanın kurtarıcısı Final Fantasy 16 nasıl olmuş? Square Enix’in kötü gidişatını durdurabilecek mi?

Japon oyun devi  Square Enix son günlerde darbe üstüne darbe yiyor. Marvel’s Avengers ile başlayan kötü gidişat ardından gelen Platinum imzalı Babylon’s Fall ile devam etti. Square Enix her ne kadar bu oyunların yayıncılığını yapsa dahi oyunların kötü çıkışı firmanın adını lekeliyordu. Dolayısıyla 1987 yılında olduğu gibi şirketin tepesindeki kötü bulutları yine Final Fantasy dağıtacak gibi duruyordu.

Yedi sene sonra Final Fantasy serisinin ana devam oyunlarından biri çıkışını gerçekleştirdi. Peki Final Fantasy 16 kötü gidişatı durdurabildi mi? Serinin son halkası yayıncının istediği başarıyı getirecek mi? Cevaplar Final Fantasy 16 inceleme dosyamızda…

Final Fantasy 16 Hikayesi

Final Fantasy 16 hikayesinin merkezine Clive Rosfield adlı ana karakterimizi alıyor. Karakterimiz Clive, Valisthea adlı ülkenin Rosaria adlı eyaletinin büyük prensidir. Clive, Rosaria’nın dominantı olan Phoenix tarafından seçilmemiştir. Onun yerine kardeşi Joshua, Ateş Dominantı olan Phoenix tarafından seçilmeye layık görülür.

Clive ise kardeşinin ve ülkesinin bir numaralı koruması olarak “Rosaria’nın Kalkanı” ünvanını alır. Rosaria ordusu bir savaş öncesinde komploya uğrar ve Kral Elwin dahil herkes katledilir. Phoenix’e dönüşen Joshua ise gizemli bir şekilde ortaya çıkan ikinci bir Ateş Dominantı tarafından öldürülür.

Gözleri önünde kardeşini kaybeden Clive ise şans eseri hayatta kalmıştır. Artık Sanbreque İmparatorluğu’nun bir askeri olan Clive’ın tek yaşama amacı kardeşinin katilini bulmak ve Rosaria eyaletine yapılanlardan hesap sormaktır.

Bir İntikam Hikayesinden Çok Daha Fazlası

Final Fantasy 16’nın hikayesi kesinlikle bir intikam hikayesinden çok daha fazlası diyebiliriz. Başlangıç olarak intikam temasını amaç edinse dahi olaylar iyice dallanıp budaklanıyor.

Ancak bu süreçte hikayenin özellikle ilk yarısı çok yoğun geçiyor. Burada anlatım dilinin biraz yorucu olduğunu belirtmekte fayda var. Öyle ki bir süre sonra sonra olayları takip etmek de giderek zorlaşıyor.

Fakat ikinci yarıdan sonra Final Fantasy 16 daha başarılı bir tempo ile öyküsünü anlatmaya başlıyor. Özellikle ikinci yarıda tanıştığımız bir karakter zaman çizelgesini bizler ile paylaşınca geçmişteki olaylar da kolaylıkla anlaşılır hale geliyor.

Final Fantasy 16 bununla beraber politik mesajlar vermekten de kaçınmıyor. Irkçılık, sınıf çatışması ve devlet büyüklerinin halkın durumunu göz ardı etmesi gibi konuları da potasında eritiyor. Bu noktada Game of Thrones ve Attack on Titan gibi eserlerin ilham rüzgarları estiğini de söyleyelim.

Uzun zamandır bir hikayeyi takip ederken bu kadar heyecanlı hissetmemiştim. Bununla beraber karanlık dozun diğer oyunlarına göre daha ağır bastığı Final Fantasy 16 bu dönemde adeta ilaç gibi geldi.

Şahane Sinematikler

Oyunun en kuvvetli yönlerinden biri de kesinlikle sinematikleri oldu. Bazen kendimi 10 – 15 dakikalık sinematikleri keyifle izlerken buldum. Uzun sürelerine rağmen sinematiklerin neredeyse hiç sıkıcı olmadığını da söylemeliyim. Çünkü evren ve hikaye o kadar kuvvetli ki sinematiklerde odağımı bir saniye bile olsa kaybetmedim.

Bununla beraber Playstation 5 DualSense’in başarılı etkisini de ekleyeyim. Haptik geri bildirim sayesinde kendimi sinematiklerin içinde hissettim. Sony PlayStation konsollarına özel oyunlar haricinde bu denli yüksek prodüksiyonlu işler görmek güzel.

Baş Koymuşum Valisthea Yoluna…

Final Fantasy 16 gerçekten büyülü bir dünyaya sahip. Valisthea atmosferi de pek kuvvetli bir şekilde kendini hissettiriyor. Gittiğiniz mekanların kendilerine özgün tasarımını fark etmemek mümkün değil. Rosaria’ya gittiğinizde farklı, Dhalmekia’ya gittiğinizde farklı yapılar ve atmosferle karşılaşıyorsunuz.

Ancak bu kadar başarıyla tasarlanan bir atmosferde dünyanın daha canlı hissettirmesini isterdim. Final Fantasy 16 açık dünyadan çok çizgisel bir yapıya sahip olduğu için bu büyük bir eksi olarak sayılamaz. Fakat “keşke öyle olsaymış” diye içimizden geçiriyoruz işte.

Final Fantasy 16 Savaş Sistemi Adeta Şiir Gibi

Final Fantasy 16 savaş sistemiyle öne çıkan bir yapım. Yüksek bütçeli hack and slash oyunlarının bu denli az yapıldığı bu dönemde Final Fantasy 16 bu türün en başarılı örneklerinden biri olmuş.

Özellikle Devil May Cry serisinden transfer olan Ryota Suzuki inanılmaz bir iş ortaya koymuş. Clive’ın temel hareketleri dışında yaptığı Eikon saldırıları savaş sistemine derinlik katmış. Bunların yanında temel saldırıları büyü gücü ile birleştirmek de savaşların taktikselliğini artırmış.

Eikon güçleri savaş sisteminde kilit bir rol oynuyor. Hatta her bir güç için üç farklı saldırı tarzımız var. Bazı temel Eikon güçleri savunmaya, bazıları büyüye; bazıları da doğrudan hızlı saldırıya yönelik oluyor.

Bununla beraber bu çeşitliliği oynanış tarzınıza göre değiştirmek de mümkün. İsterseniz düşmanın yanına ışınlanıp yüksek hasar verdikten sonra kendinizden uzaklaştırabilirsiniz. Bu saldırının arkasında Eikon gücünü değiştirebilirsiniz. Böylece düşmanı tekrar yanınıza çekip, havaya fırlatıp farklı bir combo ile saldırıyı sonlandırabilirsiniz.

İsterseniz büyücü Eikonları seçip düşmanlarınızın işini menzilli saldırılarla bitirin. Seçimin tamamen size bırakılmış olması savaş sistemine derinlik katmış.

Tek Tuşla Değişen Formül

Tek tuşla geçiş yapabildiğimiz Eikon sistemi oynanışı büyük oranda değiştiriyor. Oyun içerisinde en fazla üç farklı Eikon taşıyabiliyoruz. L2 tuşuna atanan değişim tuşu savaşların sıkıcılaşıp, monoton hale gelmesini önlüyor. Üç farklı Eikon’u kendinize göre seçip çeşitlendirebiliyorsunuz.

Örneğin Phoenix Eikon’u ile savaşa başlayıp düşmanı biraz yorduktan sonra Garuda’ya geçmek harika bir formül. Daha sonra üst üste darbeler indirmek de çok tatmin edici olmuş. Tıpkı Devil May Cry’ın stil sistemi gibi, oynanış tarzınıza en uygun Eikonları bulup yaratıcı bir tarz yakalayabilirsiniz.

Bayonetta, Kingdom Hearts ve Biraz da Devil May Cry

Final Fantasy 16’nın savaş sisteminin bir özeti olsaydı kesinlikle böyle bir şey olurdu. Savaş sisteminin sonuna gelirken Square Enix’in savaş sistemine eklediği önemli kısımları aktaralım.

Bayonetta’nın meşhur son anda kaçış sonrası “Witch Time” özelliğini hatırlamayan yoktur. Zaman bir süreliğine durur ve düşmana art arda vuruşlar yapmaya başlarsınız. Final Fantasy 16 tam olarak böyle bir sisteme sahip olmasa da benzer bir tarife sahip.

Son anda saldırıdan kaçınmanız durumunda bir saniyeliğine zamanı durdurabiliyorsunuz. Bu da düşmanınıza saldırmanız için kısa bir süre sağlıyor. Elbette Witch Time kadar havalı değil. Ancak sizi daha dikkatli olmaya ittiği kesin.

Düşmanın hareketlerini kollayıp hareketlerini isabetli şekilde okumak kesinlikle çok keyifli. Kritik saldırılardan son anda kaçıp yeni bir saldırı şansı yakalamak da harika hissettiriyor.

Final Fantasy 16 inceleme dosyamızda oyunun Devil May Cry ile benzerliğinde birçok kez bahsettik. Ancak sıra Square Enix’in bir diğer ünlü serisi Kingdom Hearts ile benzerliklerine geldi. Bu noktada oyunun bazı Eikonic saldırılarında Kingdom Hearts’ın savaş sisteminden ilham aldığını söylemek gerek.

Özellikle Eikon Remuh’un temel saldırı hareketini Kingdom Hearts 3’ün focus moduna benzettim. Eh, firma aynı olunca benzer işler görmek de beis yok.

Güçlü Aksiyon, Zayıf RPG

Final Fantasy 16 kesinlikle bir aksiyon oyunu. Oyunu bu türe göre değerlendirmek kesinlikle daha doğru olur. Sıra tabanlı aksiyon sistemi ile başlayan bu seri zamanla kendi içerisinde evrimleşti.

Final Fantasy 15 ile başlayan gerçek zamanlı aksiyon sistemi Final Fantasy 16 ile çok iyi bir hale geliyor. Fakat Final Fantasy severlerin seriden koparamadığı şey ise serinin bir RPG oyunu olması. Yıllarca kendi Cloud’unu, Tifa’sını, Squall’unu oluşturan oyuncular Final Fantasy 16’de de aynı şeyi istediler.

Ne yazık ki Final Fantasy 16 onları bir noktaya kadar kendi Clive’larını oluşturma fırsatı verse de diğer oyunlar gibi tam bir özgürlük sunmuyor. Özellikle oyunun aksesuar ile pasif etki sağlama sistemi oldukça zayıf diyebiliriz.

Üç aksesuar ile oluşturulan sistem, oyunun savaş sisteminin çeşitliliğini kesinlikle kaldıramıyor. İşte bu noktada oyuncular da sitem ediyor. Aslına baktığımızda Vagrant Story gibi efsane bir J-RPG’nin arkasında çalışan isim olan Kazutoyo Maehiro’nun eksikliğini burada hissettim. Kendisi oyunun yönetmenlerinden biri olarak özellikle bu tür tasarım kararlarında daha fazla görev almalıydı.

15 Yıl Öncesinde Kalan Bölüm Tasarımları

Final Fantasy 16 oyuncuları bu açıdan ikiye böldü. Bir taraf bir oyunun 2023 yılında bu kadar lineer ve sığ bölüm tasarımı olmasını eleştiriyor. Öteki taraf ise her oyunun açık dünya ve keşif içermemesi gerektiğini savunuyor. Ben ise iki tarafa eşit derecede hak veriyorum.

Tercihim her daim açık dünya yerine çizgisel oyunlar olsa da Final Fantasy 16 işin resmen suyunu çıkarmış diyebilirim. Oyun sizi pek çok kez yarı açık dünyasına bırakıyor. Ancak en geniş alanlarda bile aslında kendinizi koca bir koridorda yürüyor gibi hissediyorsunuz.

Keşif hissi ile beslenmeyen harita tasarımı da zaman zaman sıkıcı hissettiriyor. Özellikle PlayStation 2 döneminden kalan görünmez duvarlara takılınca Final Fantasy hiç de 9.nesle dahil bir oyun gibi hissettirmiyor.

2023 yılının oyun tasarım formüllerine baktığımda Final Fantasy 16’nın koridor gibi hissettiren bölüm tasarımları hem olumlu, hem olumsuz çanlar çalıyor. Fakat nostaljik oyun deneyimlerim de bir yandan bana asıl “ihtiyacımız olan oyun tasarım tarifinin” olumlu olduğunu söylüyor.

Dolayısıyla oyun zevklerim Final Fantasy 16’nın dev koridorlar gibi hissettiren bölüm tasarlarımdan memnun. Fakat inceleme merceğinden baktığımda hem subjektif  hem de objektif tarafımı harmanlamam gerekiyor.

Bunun için kanımca olumlu olan bu durum, yeni nesil oyunların geleceği ve hitap ettikleri kitle için büyük bir eksi.

Ezcümle, Final Fantasy 16’nın bölüm tasarımlarındaki “koridordan koridora git” hissiyatı keşif hissini baltalıyor. Bölüm tasarımları her ne kadar bana hitap etse de yeni nesil oyun formülleriyle çok uyuşmuyor. Bu da Final Fantasy 16 için bir eksi haline geliyor.

Final Fantasy 16 Görev Tasarımı Nasıl Olmuş?

Savaş sisteminden, oluşturulan dünyadan ve bölüm tasarımlarından bahsettiğimize göre bunların beslediği ana ve yan görevlere bakalım. Ana görevler sinematik ağırlıklı ve asıl hikayenin devam ettiği bölümlerden oluşuyor.

Bu görevlere girdiğinizde kendinizi ara sahneler arasında düşmanlarla uğraşırken buluyorsunuz. Yine oyuncudan oyuncuya değişen bu ana görev tasarım benden geçer not aldı. Yine de ana görevler ile ilgili sıkıntılar yok değil. Bazı heyecanlı ana görevler sonrası “filler” diyebileceğimiz ara görevler tempoya zarar vereibliyor.

Heyecanlı bir şekilde ana görevi tamamladınız diyelim. Hikayenin devamını görmek için can atıyorsunuz. Fakat oyun size bu noktada bir çizgi çekiyor ve “devam etmek istiyorsan üç tane x topla” tarzında görev veriyor. Oyunun temposunu bir noktada korumaya çalışan bu görevler bazen yersiz olduğu için sizi bir miktar sıkabilir.

Yan görevler ise klasik RPG oyunlarından alıştığımız ilgi çekicilikten uzak görevler olarak öne çıkıyor. Muhtemelen yaşayan bir dünya oluşturma ilüzyonu için konulan yan görevleri yapmak tamamen zulüm.

İşin sonunda deneyim puanı kazandığımız bu yan görevlerin Valisthea’ya yaraşır güzel görevler olmasını isterdim. Yan görevler de aslında kendi içinde bir nevi ikiye ayrılıyor.

Bazı yan görevler daha iyi kılıç ve ekipman’ın tarifini açmanızı sağlayabiliyor. Zaten bu görevleri de diğerlerinden ayırmak oldukça kolay. Çoğu yan görevi es geçseniz bile bu görevleri yapmanızı tavsiye ederim.

Boss Savaşları Keyifli Ancak…

Final Fantasy 16 boss savaşlarını harika yapan bir oyun. Birebir boss savaşlarından tutun az sonra bahsedeceğimiz Dominant savaşlarına kadar heyecanınızı her daim katlamayı başarıyor. Bununla beraber birebir savaşları da başarıyla sunuyor.

Boss savaşlarında düşmanın hareketlerini okumak ve ona göre savaşmak çok keyifli. Boss ve büyük düşmanlarda eleştirebileceğim şey vuruş hissiyatının zayıflaması olabilir. Zayıf düşmanlar ile savaşırken gayet yerinde olan vuruş hissiyatı büyük düşmanlara geldiğimizde ne yazık ki tepkisizleşiyor.

Bu tepkisizleşmeyi “stagger” mekaniğine bağlamamız gerekiyor. Final Fantasy 7 Remake ille hayatımıza giren stagger bir sersemletme mekaniği. Özellikle bossların belirli bir barını indirdiğiniz zaman düşman tamamen sersemliyor ve savunmasız kalıyor.

Savunmasız kaldığı anda ise elinizde ne var ne yok saldırıyorsunuz. Pratik olarak bu sistem iyi olsa dahi savaşırken düşmanların tepkisiz kalması oyun zevkinizi bir miktar baltalayabilir.

Büyük Canavarlar Dövüşüyor ve Bundan Keyif Alıyoruz

Gelgelelim Final Fantasy 16 içerisinde en beğendiğim bölüme. Dominant savaşları kesinlikle oyunun en heyecanlı ve güzel kısımları. İfrit’i kullanarak dövüştüğüm her bir boss savaşı oyunu ayakta oynamama sebep oldu.

Hem hikaye olarak dominantların arka planını öğrenmek hem de onların çarpışmalarını oynamak inanılmaz keyif vericiydi. Hatta savaşlar öyle bir hale geliyor ki bazı savaşlar 4, 5 faza kadar çıkabiliyor.

Her katmanda da savaşlar çok daha epik bir hale geliyor. Yıllarca ekranlarda izlediğimiz büyük canavarların kapışma olayını sonunda birinci elden deneyim edebilmek kesinlikle inanılmaz.

Seriye Yaraşan Müzikler

Final Fantasy serisinin müzikleri her daim ünlü olmuştur. Konu Final Fantasy 16 olunca da bu gelenek devam ediyor. Final Fantasy 16 bizi yine harika müzikler ile karşıladı. Özellikle epik savaş sahnelerinde çalan müzikler efsanevi bir atmosfer ortaya koyuyor.

Besteci Masayoshi Soken’in eline emeğine sağlık diyorum. Bununla beraber bir an önce oyunun albümünün Spotify’a düşmesi gerekiyor, kuruduk burada yahu.

Bir diğer değinmemiz gereken konu grafikler ve teknik taraf oluyor. Önce grafiklerden başlarsak tek kelimeyle mükemmel. Tam anlamıyla yeni neslin gücünü kullanan bir oyun olmuş Final Fantasy 16. Diğer bir taraftan bu  görselliğin FPS’e olan etkisi ise çok az bir derecede kayıp oluyor.

Performans ve Çözünürlük modu ile gelen Final Fantasy 16’yı performans modu ile deneyim ettim. Bazı anlarda FPS kaybı yaşasam dahi genel olarak oyun deneyimimin iyi olduğunu söyleyebilirim.

Ne Kadar Final Fantasy?

Oyun çıktığından beri hayranların kendi içinde bölündüğü konulardan bir diğeri de bu oldu. Final Fantasy 16 ne kadar bir Final Fantasy oyunu?

Final Fantasy serisinin köklü bir hayranı olmamakla beraber serinin benim açımdan değişip evrimleştiğini görmek heyecan verici.

Fakat bu sorunun net cevabını veremediğimi de belirtmek isterim. Buna rağmen oyundan inanılmaz keyif aldım. Final Fantasy 16 kendi serilerinde değişim yaratmış Resident Evil 4 ve God of War kadar olmasa da kesinlikle “serinin iyi bir oyunu” dedirtmeyi başardı.

Son Fantazi Dedik Ama…

1987 yılında Square Enix ve Sakaguchi’nin son parası ile denediği fantezileri 36 senedir hayatımızda. Bir ton yan oyun, animasyonlar ve son olarak 16. ana oyunu ile karşımıza çıktılar. Sizi bilemem. Ama ben tüm hatalarına ve günahlarına rağmen Final Fantasy 16’ya bayıldım. Olumlu ve olumsuz yönlerinden kısaca bahsedeyim:

Olumlu Yönler

  • Sizi içine çeken karmaşık ama bir o kadar da  heyecanlı ve takip etmesi keyifli bir hikaye.
  • Özenle oluşturulmuş ara sahneler.
  • Her an gelişen ve olumlu yönde evrilen savaş sistemi.
  • Büyüleyici dünya tasarımı.
  • Heyecanı her daim katlayan, tempoyu düşürmeyen boss savaşları.
  • Bundan yıllar sonra bile hatırlayabileceğiniz ana karakter ve yan karakterler.
  • Yeni nesil görsellik ve akıldan çıkmayan müzikler.

Olumsuz Yönler

  • Heyecanlı ana görevler sonrası verilen “filler” görevler oyunun temposunu olumsuz etkiliyor.
  • Güncel oyun standartlarına göre yer yer sınıfta kalan ve keşif hissinden yoksun bölüm tasarımları
  • Yetersiz RPG unsurları

Final Fantasy 16 sürükleyici hikayesi, katmanlı savaş sistemi ve şahane atmosferiyle sizi kendine bağlayacak. Yapım dev oynanış süresinin neredeyse hiçbir noktasında heyecan çıtasını aşağıya çekmedi. Hele o boss savaşları var ya…

Hakkında Furkan Oğur

Boş zamanlarında Raccoon City sokaklarında gezen mühendis adayı bir genç.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir