Ev / Oyun Haberleri / Dünden Bugüne Half-Life Serisi #3 (Portal)
portal 2

Dünden Bugüne Half-Life Serisi #3 (Portal)

Önceki yazılarımızda serinin ana hikayesini oluşturan Half-Life ve Half-Life 2 oyunlarının hikayelerini anlatmıştık. Bu yazımızda ise seriyle dolaylı yoldan alakalı ve bizce ilerde ortaya çıkacak devam projelerinde ise doğrudan alakalı olabilecek, yine Source oyun motoru ile sunulmuş Portal hikayesinden bahsedelim istedik. 

Portal Serisi

Portal

Karantina tarzı bir odada açıyoruz gözlerimizi. Karakterimizin adı Chell. Yer Aperture Science Laboratuvarları. GLaDOS isimli yapay zeka bizden birkaç testte başarılı olmamızı istiyor. Elimizde bir portal silahı, ayağımızda ise yükseklerden düşerken ayaklarımızı kırmamamız için bir aparat. (Aynı aparat Black Mesa‘da peşimize takılan o siyah suikastçi ablalarda da mevcut) Kendisi biraz insanlardan tiksinen, sadist bir yapay zeka. Bu yüzden testleri bitirip ilerlerken sürekli bizi aşağılayacak, değersiz hissettirek şeyler söylüyor. İşin ilginç kısmı ise ‘companion cube‘ yani yoldaş küp adı verilen eşya elimize geçtiğinde bu küpün konuşamayacağını, konuşabilse de dinlenmemesi gerektiğini, dinlense de mantıklı şeyler söylemeyeceğini söylüyor bize.portal companion

Bunun sebebi ise daha önceden Aperture Science‘ta çalışmış Doug Rattman adlı bilim insanı. Kendisi daha önceleri denekler ile alakalı inceleme yaparken yeteneklerimizi görüyor ve bizi GLaDOS‘u yenmemiz için yaşam destek ünitesinden çıkarıp testlere yolluyor. Bütün bunları ise şizofreni yaşadığına inanıldığı için yoldaş küpünü dinleyerek yapıyor. GLaDOS‘un bu şekilde söze girmesinin sebebi bu.

Yoldaş küpü ile işimiz bittikten sonra Rattman ile olan mevzudan dolayı olsa gerek, onu yakmamızı istiyor ve onu yakarak yola devam ediyoruz. Testler tam bitti dinlenmeye dönüyoruz derken GLaDOS‘un bizi ateşler içinde ölüme gönderdiğini görüyoruz ve başlıyoruz kaçmaya. Derken GLaDOS‘un ana merkezine geliyoruz ve kendisiyle konuşurken üzerinden bir çekirdek düşüyor. Bu çekirdeği atık fırınına attığımızda ise o çekirdeğin ne işe yaradığını hatırladığını söylüyor. Kendisi GLaDOS sinir gazını salıp tesisteki herkesi öldürmesin diye monte edilmiş bir çekirdek. Çünkü daha önce bunu yapmış ve tesisteki çalışanların çoğunun ölümüne sebep olmuştur. Testler sırasında o yüzden hiçbir insanla karşılaşmıyoruz. Geri kalan insanlarsa hep uyku halinde olan denekler.

Tüm çekirdekleri en sonunda fırına gönderdikten sonra GLaDOS kendi çekirdek bütünlüğünü koruyamıyor ve malesef tesiste bir patlama meydana geliyor. GLaDOS‘tan kurtuluyoruz kurtulmasına fakat geride kalan bir yapay zeka robotu bizi tekrar içeri doğru çekiyor. Burada devreye yine başımızı belaya sokan Rattman giriyor. Bize ulaşmaya çalışırken kendisi bir taret tarafından bacağından vuruluyor. Bize ulaşamayacağını anlayıp en azından yaşamamızı sağlamak için içeriye taşındığımız odaya yaşam destek gücünü vermeyi başarıyor.

portalend

İlk oyun bu kısımda bitiyor fakat son sahnelerde eğlenceli olduğunu düşündüğümüz kareler var. Bunlardan biri kaçarken sürekli etrafa yazılar bırakan Rattman‘ın yazdığı “Cake is a lie”/”Pasta yalan” yazısı üzerine. Tesisin dibine inen kamera bize en sonunda mumu yanan bir pastayı gösteriyor.

cake

İkincisi ise Black Mesa adıyla yapılmış bir şaka. Şarkıda “Belki sana yardım edecek birini bulursun, belki Black Mesa” diyor. Her ne kadar şaka olduğunu söylese de buradan bizce Black Mesa‘daki facianın henüz yaşanmadığını anlayabiliyoruz.

Portal 2

Hoş ve otel odasına benzer bir odada açıyoruz gözlerimizi. Dış ses bir abimiz bilincimizin yerinde olup olmadığını test etmek için bize birkaç komut sunuyor. Bunları yerine getirdikten sonra ise yatağımıza geri dönmemizi istiyor. (Evet daha önce de herkesin farkettiği gibi duvardaki bu tablo gece gündüz döngüsüne sahip; duvardaki bazı çizimlerde öyle) Uyandığımızda ise ya tesisteki çekirdek bozunmasından ötürü ya da uzun bir süre uyuduğumuz için dış ses bize uyuduğumuz zamanı söylerken “99999..” gibi bir değer söylüyor. Dakika, saat, gün veya yıl olarak da değil..

Sonrasındaysa küçük tatlı görüntüsüyle Wheatley karşımıza çıkıyor bizi kontrol amacıyla. Zira dediğine göre kendisi tesiste hayatta kalanlardan sorumlu ve bizi buluyor sistemdeki araştırmaları sonucu. Çekirdek bozunmasından ötürü tesisin tehlikede olduğunu ve bizi kurtarmak istediğini söylüyor ve başlıyor bizi duvarlara vurmaya 🙂 Yüzeye çıkmaya çalıştığımız sıra yolda bir portal silahı buluyoruz fakat tek taraflı portal açabiliyor bu silah. Tam yüzeye ulaşıyoruz derken kontrol panelinde bir tuş arayacağım diye yukarıya doğru bütün şalterleri açıyor Wheatley arkadaşımız. Biz GLaDOS ile karşılaşmadan geçip kaçalım derken sayesinde bizzat uyandırıyoruz kendisini. Wheatley‘yi parçalayarak hurdalığa, bizi de tuttuğu gibi tekrar test odalarına gönderiyor.

glados

Kendisini öldürdüğümüzü her ne kadar umursamadığını söylese de her seferinde bunu iğneleyici sözlerle yüzümüze vuruyor testlerde. Testler sırasında ise parçalanan ve bir kuş yardımıyla tam dinleyemediğimiz hikayesiyle geri dönen Wheatley ile karşılaşıyoruz. Tekrardan planımız kaçış olarak değişiyor. Öncelikle taret üretim bandını ve sonra ise nörotoksin (sinir gazı) salınımını engelliyoruz. Wheatley‘nin planı ana çekirdek olarak kendisini GLaDOS‘un yerine bağlayarak bizi özgürlüğümüze kavuşturmak.

GLaDOS‘un karşısına çıktığımızda ne taretlerin ne de nörotoksinin işe yaradığını görüyorlar ve başlıyorlar tartışmaya. Sistem bu tartışma esnasında GLaDOS‘u değişime onay vermiş sayıyor ve çekirdek değişimi gerçekleşiyor. Bunu kaldıramayan ve artık bir patates olan GLaDOS ise başlıyor Wheatley‘ye hakaretler yağdırmaya. Wheatley‘nin kendisi için sistemi yeri geldiğinde yavaşlatılmak için tasarlanmış bir tümör çekirdeği olduğunu söylüyor ve kendisine ‘moron’ diyor. Sonrasındaysa ‘sen misin bana moron diyen’ tarzında GLaDOS‘a sinirlenip yukarıya çıkmamız için çağrılan asansöre vurmaya başlıyor ve malesef bizi tesisin kapatılmış dibine gönderiyor.

bottom

Yolda yine GLaDOS‘un bizi aşağılamalarına uğruyoruz bütün bunlara sebep olduğumuz için. Aşağı indiğimizdeyse bir karga kendisini alıp götürüyor. Biz de aşağıda ilerlerken Aperture Science ve geçmişi hakkında bir çok bilgi ediniyoruz. İlk başta piyasaya duş perdeleri satarak girdiğini öğreniyoruz. Çoğumuzun düşündüğü gibi bu bir kalkan veya savunma projesi değil, bildiğiniz duşta kullanılan perdeler ama biraz daha teknolojik. Bunları ilk başta ordu ile anlaşarak onlara satıyor şirket sahibi Cave Johnson. Daha sonra Black Mesa şirketinin çalışmaları üzerine kendi çalışmaları pek rağbet görmüyor ve son servetini bir ay taşları satın alarak harcıyor. Bir portal silahı geliştiriliyor. Bunların yanında çeşitli jeller üretiyor. Bunlar hızlanma kazandıracak turuncu bir jel, yükseğe zıplamayı sağlayan mavi jel ve uygulandığı yüzeye ay taşı özelliği kazandıran beyaz jel. Fakat bu çalışmalar güvenli olmadığı için onaylanmıyor.

Bu sırada ise çok fazla ay taşı ile uğraştığı için hastalanan Cave Johnson, insanların zihninin de müzikler gibi bir belleğe yazılabileceğini söyleyip çalışmalara başlıyor. Bu çalışma sonuna kendi yetişemezse yardımcısı Caroline‘ın bu işleme tabi tutulmasını, istemezse zorlanmasını istiyor. Bu konuşmaların sonunda ise GLaDOS‘un aslında Belleğe aktarılmış olan Caroline olduğunu öğreniyoruz. Bunları öğrenirken de diğer işimiz jelleri yukarı göndermek için tüpleri devreye sokuyoruz. En sonunda yukarı çıktığımızda ise Wheatley kontrolünde tesisin tamamen çığrından çıktığını görüyoruz. Onu tekrar yerinden etmek için uğraşırken tümör olarak tasarlanmış diğer çekirdekleri kullanıyoruz. Tam düğmeye basıp işlemi bitirelim derken Wheatley‘nin tuzağına düşüyoruz. En sonunda aya bir portal açarak GLaDOS‘un da yardımıyla kurtuluyoruz. Daha sonra ilk oyunda kızarttığımız yoldaş küpü ile GLaDOS bizi yüzeye gönderiyor.

ending

Bundan sonraki kısımda malesef yine hikayenin devamını beklemek zorunda kalıyoruz. Daha hiç bir oyun serisinde üçe ulaşamamış Valve, yeni çıkmış olan Half-Life: Alyx ile içimizi bir müddet ferahlattı fakat bizce bu Half-Life serisinin sıkı takipçileri için yeterli değil. Sizin sonrası için teorileriniz neler? Bunun gibi takıldığınız, merak ettiğiniz veya eklemek istediğiniz konuları yorumlarda bizimle paylaşabilirsiniz.

Hakkında Ömer Faruk Atilla

Üst düzey Half-Life sevdalısıyım. Orta okul yıllarımdan beri de internet kafelere oyun yükler, gördüğüm her oyunu da elimden geldiğince oynarım..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.