Ev / İncelemeler / The Medium İnceleme Dosyası – İki Dünya Arasında
The Medium inceleme

The Medium İnceleme Dosyası – İki Dünya Arasında

The Medium

İlgi çekici başlayan hikaye ve ana karakterimiz bir süre sonra oyuncuda merak uyandırma yetilerini kaybediyorlar. Ancak oyun bu eksiğini oyuncuyu içine çeken atmosferi ile kapatmayı başarıyor. Bölünmüş ekran ile aynı anda iki dünyada var olmak ilginç bir deneyim olsa da bazı teknik aksaklıkları da beraberinde getiriyor. Bulmacalar çoğunlukla tekdüze işliyor. Yaratılan düşmanlar etkileyici olsalar da oyun kimi zaman bunu yeterli bulmayıp ucuz korkutma yollarına başvurarak oyuncuyu elinde tutmak konusunda zorlanıyor.

7

Korku ve gerilim türündeki ustalıklarını daha önce Layers of Fear ve Observer gibi etkileyici yapımlar ile kanıtlamış olan Polonyalı geliştirici ekip Bloober Team bu kez de karşımıza The Medium ile çıkıyor. Biz de The Medium inceleme dosyamız ile oyuna mercek tutuyoruz.

  • Çıkış Tarihi: 28 Ocak
  • Geliştirici: Bloober Team
  • Platformlar: Xbox Series X/S, PC

The Medium İnceleme

Marianne İle Tanışın

Öncelikle The Medium‘un hikayesinden bahsetmek gerekirse oyunda Marianne adlı psişik güçleri olan bir medyumu canlandırıyoruz. Marianne‘in bu yetenekleri (ki bu bazılarına göre bir lanet) çocukluğundan geliyor ve karakterimiz bunlarla yaşamaya kolay olmasa da bir nevi alışmış durumda. Bir yetim olan Marianne bu yeteneklerini anlayıp takdir eden biri tarafından evlat edinilip büyütülmüş. Oyunumuz da Marianne‘in bu baba figürünü kaybetmesi ile başlıyor. Sonrasında ise gizemli bir telefon alan karakterimizin terk edilmiş bir otele doğru olan yolculuğu ile oyun başlıyor.  Hem bizim dünyamızı, hem de farklı bir gerçekliği algılama yetisine sahip olan karakterimiz karşılaştığı problemlere yetenekleri sayesinde çözüm buluyor. Ancak gelgelelim Marianne yetenekleri ve geçmişi sayesinde çok daha iyi işlenebilecek bir karakterken üzerinde fazla kafa yorulmamış hissi uyandırıyor. Karakterin yaşadıkları oyunun ilk birkaç saatinde ilgi çekici olsa da bu ilgi yerini çok çabuk alışılmışlık hissine bırakıyor. Kısacası Marianne tam potansiyeline varamadan oyuncu için oyun bittikten sonra unutulup gidecek bir karakter oluveriyor. Bu noktada oyunun yan karakterlerinden biri olan Sadness‘ın bile Marianne‘den çok daha fazla merak uyandırdığını üzülerek söylemek istiyorum.

Oynanış

The Medium‘un en dikkat çekici yanlarından biri hiç şüphesiz oynanış mekanikleri. Oyuncuya tatlı bir nostalji yaşatarak sabit kamera açılı korku oyunlarını kendine rehber edinmiş olduğu belli olan oyun bu seçimi ile nostaljinin yanı sıra oyuncuya bir filmin içindeymiş havası da veriyor. Aynı zamanda sabit kamera açısı seçimi yaratılan mekanların etkileyiciliğini ve oyuncuya hissettirilmek istenen ürpertiyi de destekler nitelikte. Sabit kamera açısı seçiminin The Medium‘un yarattığı atmosfere olumlu yönde bir katkı yaptığını söylemek mümkün, ancak burada konuya bir parantez açmak gerek. Sabit kamera açısı seçimi aynı zamanda kontrollere alışmayı da özellikle ilk dakikalarda zorlaştırıyor. Sahne değişimleri ile birlikte değişen kamera açıları sebebiyle daha bir dakika önce ilerlemenizi sağlayan tuş sağa gitmenize neden olabiliyor. Ancak az önce de belirttiğim üzere, bu yalnızca oyunun ilk dakikalarında ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Oyunun bir diğer dikkat çeken yanı ise bölünmüş ekran tercihi. İki farklı dünyayı da algılayabilen Marianne‘in karşılaştığı bazı problemleri diğer alternatif boyutta çözdüğünden bahsetmiştim. Bu alternatif boyut oyun boyunca zaman zaman bölünmüş bir ekran ile oyuncuya sunuluyor. Kısacası Marianne bu anlarda iki dünyada birden varoluyor ve oyuncu aynı anda iki farklı dünyadaki karakteri canlandırıyor. Bir dünyada yaptığınız bir eylem ötekine de etki ediyor. Karakterimiz her iki dünyada da senkron bir biçimde hareket ediyor. Bu da oyun akışını takip etmeyi kolaylaştırıyor. Geliştirici ekip bu noktada bölünmüş ekran tercihinin altından alnının akıyla kalkmış durumda ancak… Maalesef bu noktada önemli bir ancak var.

Oyunu deneyimlediğim sistem sebebiyle mi bilinmez ancak oyunun bölünmüş ekran moduna geçtiği anlarda çözünürlük inanılmaz düştü. Bu da oyunda ciddi bir yer tutan bölünmüş ekrana sahip sahneleri oynamayı benim için bir işkence haline getirdi. Göz kamaştıran grafiklerle bezeli oyun bölünmüş ekrana geçtiğinde adeta 10-15 yıl öncesinin grafikleri ile baş başa bıraktı beni. Göstermek gerekirse;

The Medium İnceleme

bu şekilde grafikler ile bir anda baş başa kalmak oyun deneyimini ciddi manada baltalayan bir unsur. Bu noktada oyunu deneyimlediğim sistemin önerilen gereksinimlerin de üzerinde olduğu göz önünde bulundurulacak olursa Bloober Team‘in çözmesi gereken önemli bir sıkıntı var gibi görünüyor. Oyunda zaman zaman ani fps düşüşleri meydana geldiğini de bir kenara not etmekte fayda var.

Teknik kısmını bir kenara bırakıp oynanışa geri dönecek olursak gerginliğin bir an olsun dinmediği mekanlarda Marianne ile çıktığımız keşifler çizgisel. Tercih edilen bu çizgisel oynanış çoğu zaman için oyuncuyu rahatsız etmese de etrafı özgürce keşfetme tercihinizin elinizden alındığını hissettiğiniz durumlara da yol açabiliyor. Bulmacalar ise maalesef genellikle tek düze. Birkaç güzel düşünülmüş bulmaca haricinde karşımıza çıkan bulmacaları genellikle doğru nesneyi doğru yerde kullanarak geçebiliyoruz. İşin içine öteki dünyanın girdiği kısımlar ise bulmacaları katlanılamayacak kadar kötü olmaktan kurtarıyor. Alternatif gerçeklikte yaptığınız hamleler gerçek dünyaya da etki ediyor. Gerçek dünya ve alternatif evrende aynı anda hareket ederken gerçek dünyadaki vücudunuzu terk ederek bir ruh olarak alternatif evrende süzülmek de oynanışa keyif katan unsurlardan. Beden dışı deneyiminizde sınırlı bir süreniz olduğu için elinizi çabuk tutmak zorunda hissetmek zaten gergin olan bünyeyi daha da sıkıştırıyor.

Marianne güçlü bir medyum, ancak düşmanları ile baş etmek için çok da fazla bir alternatifi yok. Son yılların korku oyunlarının sıkça başvurduğu üzere The Medium da oyuncuya savaşabileceği bir silah vermiyor. Peşimizdeki düşmanlardan zaman zaman bir ışık kaynağına ulaşmaya çalışarak, çoğunlukla ise saklanarak kurtulmaya çalışıyoruz. Karakterimiz kaynaklardan elde ettiği enerji sayesinde kimi zaman ani enerji patlamaları yaparak da peşindekilerden kurtulabiliyor ancak düşmanları öldürmek mümkün değil. Sabit kamera açıları ile birleşen düşmandan kaçma sekansları kimi zaman atmosferi baltalasa da düşmanlar konusunda genel olarak iyi bir iş çıkartıldığını söylemek mümkün. Fakat oyun başarılı düşmanların yanı sıra kimi zaman ucuz jump scare numaralarına da maalesef başvuruyor. Ortada hiçbir emare yokken durup dururken çığlık çığlığa bir sesle önünüze atlayan düşman insanı anlık olarak korkutsa da sonrasında yüzünü ekşitmesine sebep oluyor.

The Medium’dan Tüyleri Diken Diken Eden Kısa Film Tadında Fragman

Sonuç

The Medium Xbox kanadında yeni neslin ilk temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Kamera açısı tercihi ile klasik dönemin korku oyunlarına selam çakarken oyuna eklenmiş olan bölünmüş ekran mekaniği oyunu farklı kılan unsur. Ancak bölünmüş ekran konusunda oyuncuya teknik sıkıntılar yaşatarak oyundan ciddi manada kopartabiliyor. İlgi çekici başlayan hikaye zamanla tahmin edilebilir bir hal alıyor, buna Marianne‘in donuk tavırları ve ilgi çekici bir karakter portresi çizmeyişi de eklenince oyun hikayesini merak ettirmek konusunda zorluklar çekiyor. Bulmacaları ile de tekdüzeliği kırmayı çoğu zaman başaramayan oyun tüm bunlara karşın atmosfer yaratmak ve oyuncuyu içinde hissettirmek konusunda iyi  bir iş çıkartıyor. The Medium tüm bu özellikleri ile türü sevenler için denenebilecek bir oyun ancak türe yeni bir soluk getirdiğini söylemek ise zor diyerek inceleme dosyamızı kapatıyoruz.

Hakkında Beril Özge Danacı

5 yaşında Tomb Raider oynayan annemi gördüğümde bir aydınlanma yaşadım. Annem hala o güne lanet ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.