Anasayfa > İncelemeler > Dragon Age: The Veilguard İnceleme: Derinlikten Korkan Bir RPG

Dragon Age: The Veilguard İnceleme: Derinlikten Korkan Bir RPG

Dragon Age: The Veilguard

Dragon Age: Origins ile başlayan, Dragon Age 2 ile sendeleyen ve Dragon Age: Inquisition ile çok daha büyüyebileceğinin sinyallerini veren BioWare'in Dragon Age efsanesi, her yönüyle sığ, nereye hitap edeceğini bilmeyen, ambalajı parlak ancak içi boş bir ürün olan The Veilguard ile adeta yere çakılmış. Fakat adından Dragon Age'i silince geriye oyuncuyu uzunca süre içinde tutabilecek ancak akılda kalıcı bir yönü olmayan RPG-vari bir aksiyon oyunu çıkıyor.

65

Dragon Age: The Veilguard, karanlık RPG’lerin şahı Dragon Age: Origins ile başlayan serinin 10 yıl sonra gelen en yeni halkası. The Veilguard’ın çıkışı hem RPG severlerin hem de türün hayranları için aslında büyük bir olay. Çünkü bizi Thedas’a tekrar götürecek olan yeni bir Dragon Age oyununun çıkışı uyuyan dev BioWare’in de uyandığı anlamına geliyor.

Fakat Dragon Age: The Veilguard ile geçen yaklaşık 60 saatlik bir oynanış sürecinden sonra keşke BioWare uyumaya devam etseymiş, keşke Thedas ve kahramanları hatrımızdaki gibi kalsaymış diyorum.

Çünkü Dragon Age: The Veilguard şahane grafikleriyle harika manzaralar sunsa da Dragon Age: Origins’in tasvir ettiği ümitsiz, karanlık ve derin Thedas’tan çok uzak. Her yönü hava yastıklarıyla dolu, anlatımında risk almaktan kaçınmış, dövüş formülüyle tekrara düşen ve diyaloglarıyla katlanılmaz hale gelen bir yapım olmuş.

Ancak kör göze parmak diyalogların, Thedas’ın acımasız gerçeksizliğini çöpe atan yeni cilanın ardında Dragon Age: The Veilguard’da sevecek şeyler yok değil. Keşif deneyimini çok keyifli kılan haritalar, detaylı karakter tasarlama ve geliştirme sistemi ve takdire şayan erişilebilirlik seçenekleri oyunun en güçlü yanlarından olmuş.

Ancak 10 yıl beklediğim yeni Dragon Age oyunları hakkında söyleyeceğim tüm şeyler bunlar değil. Gelin, The Veilguard’ın notunu tam verelim ve tüm yönleriyle ele alalım.

BioWare Büyüsünün Evrimi

Dragon Age: The Veilguard inceleme oynanış

BioWare oyunlarını gönlümüzün en yüksek tepelerine koymamızın yegane sebebi resmettiği dünyaların inandırıcılığıdır.

BioWare bu inandırıcılığı üst düzey grafikler, yüksek prodüksiyon değerleri ya da acayip sinematik sekanslarla değil, çok iyi kurgulanmış karakterleri ve derin diyaloglarıyla sağlar. Bu yüzden Mass Effect 2’den bir sahneyi hatırlamak benim için daha önce okuduğum etkileyici bir kitabı anımsamak gibidir.

Karakterlerin ara sahneler dışında kurduğu diyaloglar bile hem kendi öykülerin hem de Thedas’tan izler taşır. Bu izlerin etkileyiciliği her yeni Dragon Age oyununda azalsa da serinin The Veilguard’dan önceki en zayıf halkası Dragon Age 2 bile bunu bir nebze başarmıştır kanımca.

The Veilguard’ın bu konudaki karnesi ise karışık. Çünkü oyunun diyaloglarının yarısı BioWare’de uzun mesailer harcayan tasarımcıları tarafından, diğer yarısı da modern bir gençlik dizisinde deneme diyalog yazması istenen bir stajyer tarafından yazılmış gibi hissettiriyor.

Ama konuşmalardaki çiğlik ve karanlık bir fantastik dünyaya göre çok modern hissettiren tonlar diyalogların tek sorunu değil. Bunların yanı sıra bir RPG’nin en temel unsuru olan “kararlarınızın oyuna etki etmesi” formülü oyunun ilk kısmında seçtiğiniz diyalog kararlarında yok denecek kadar az.

Diğer karakterlere söylediğiniz şeyler ve verdiğiniz diyalog kararlarının gerçekten etkisi olduğunu hissetmek başta çok güç. Ancak burada acımasız davranmamak gerek. Çünkü Dragon Age: The Veilguard’in diyalog sistemi ilerleyen noktalarda hem kurgu kalitesi hem de hikayeye etkisi açısından nispeten daha iyi hale geliyor.

Yine de The Veilguard’ın özellikle Rook karakteri ve nispeten kısıtlı hissettiren RPG kaslarıyla bir slow-burner, yani etkisini ağır ağır gösteren ve sempatinizi yavaşça kazanacak bir oyun olduğunu düşünüyorum. Ama Dragon Age: Origins’i sevenler için bunun çok daha uzun süreceğine, hatta belki de hiç yaşanmayacağına eminim.

Yumuşatılmış Bir RPG-lite

Dragon Age’in The Veilguard ile gittiği yönden kesinlikle memnun değilim. Bu kararla birlikte serinin eski hayranlarına değil, yeni bir kitleye hitap etmek istediğini oyunun ilk pazarlama unsurlarından da anlamıştım. Ancak The Veilguard’ın hitap ettiği kitlenin gerçekten var olmadığını düşünüyorum.

Oyun karanlık ve acımasız bir evrende geçen Dragon Age oyunlarında Warden ve Hawke olarak yaptığınız ne varsa silip atarak seriyi bakması çok daha kolay, her yönü yumuşatılmış bir evrende yeniden başlatıyor. Ama burada bir paradoks var.

Çünkü The Veilguard ile seriyi seven oyuncular, nasıl olsa bu noktaya kadar yaptıklarımın bir önemi olmayacak diyerek önceki oyunlara bakmak istemeyecek. Aynı zamanda önceki oyunlardaki ton farkına alışması da güç olacak. Origins ve devamında haarika öyküler yaşayan oyuncular da The Veilguard’da bağ kurabilecek neredeyse hiçbir şey bulamayacak. O zaman bu oyunun kitlesi kimlerden oluşuyor? Siz bu oyunu kime yaptınız?

Eğer hedefiniz herkesin oynayabileceği ancak kimsenin sevemeyeceği bir RPG-lite yapmak ve bu süreçte seriyi şahane kılan neredeyse her şeyin üzerine çizgi atmak ise BioWare’i tebrik ediyorum. Çünkü indirimde satın almayı düşünebileceğiniz, güzel görünen ve bir RPG’den çok hack-and-slash oyunu gibi hissettiren ve unutulmaya mahkum bir aksiyon oyunu yapmışlar.

Ancak neyse ki dövüş sistemi oyunun en güçlü, hatta belki de tek güçlü yanı. Her ne kadar RPG yanı bolca seyreltilmiş bir dövüş formülü söz konusu olsa da, The Veilguard’ın aksiyon sistemi yeni becerilerin kilidini açtıkça  keyifli ve ödüllendirici bir hale geliyor.

Derinlikten Korkan Bir Oyun

Dragon Age: The Veilguard thedas

Harita tasarımı konusunda The Veilguard, Dragon Age: Inquisition’un geniş ancak içi tekrara düşen aktivitelerle dolu seviyelerinin aksine Origins’in kısıtlı ancak içi dolu dünyasını örnek almış.

Oyunun ritim sorunlarına rağmen bu bölgeleri keşfetmek keyifli. Ama dövüş sistemi de The Veilguard’ın neredeyse geriye kalan tüm yönleri gibi etkisini kaybederek, yüzeysel tarafını ortaya çıkarıyor. Karakter tasarımındaki genişliğin aksine herhangi bir aksiyon sekansında deneysel davranmak savaşların genelde çok uzun sürmesine ve daha sıkıcı hale gelmesine sebep olabiliyor.

Burada da devreye başarıyla kurgulanmış seviye atlama mekanikleri giriyor. Path of Exile’da gördüğümüze benzer, geniş ve esnek bir beceri ağacı, karakterinizi güçlendirdiğini doğrudan hissettiğiniz eşya geliştirmeleriyle desteklenmiş. Böylece kendi oyun tarzınızı kurgulayabiliyor ve yoldaşlarınızla beraber farklı dövüş kombinasyonları oluşturabiliyorsunuz.

Dragon Age: The Veilguard beceri ağacı

Aksiyon ve karakter geliştirme yönleri Dragon Age: The Veilguard’ı serinin önceki halkalarından daha iyi kılan yegane yönleri. Ancak konu bir RPG olduğunda – ki bir BioWare RPG’si ise – inandırıcı bir dünya ve gerçekçi diyalogları, harika dövüş mekaniklerine tercih ederim. Dolayısıyla bir RPG oyunu olarak The Veilguard’ı öne taşıması gereken şey dövüş sistemi değil, bir RPG’yi iyi kılan unsurların iyi bir karışımı olmalıydı.

The Veilguard’ın Derdini Anlamamak İmkansız Gibi

The Veilguard’ın ana hikayesi serinin geriye bıraktığı mirasın yanı sıra oyuncuların idrak becerileriyle de dalga geçiyor gibi hissediyorum. Ana hikayenin tamamı sığ ve tahmin edilebilir olmakla kalmamış; her fırsatta da oyuncunun gözüne sokulmuş.

Oyuncuya derdini anlatmak bir kenara, oyuncuya hiçbir şey söylemeyen Elden Ring gibi devlerin endüstriyi fethettiği bir ortamda The Veilguard size alfabeyi henüz yeni öğrenmişsiniz gibi davranıyor.

Bir RPG oyunu olarak karakterinize derinlik katmanıza da izin vermiyor. Dolayısıyla geriye her şeyin gözünüze sokulduğu, adeta sarıp sarmalandığınız ve sadece iyi ya da iyi ve kızgın biri olabildiğiniz bir hikaye kalıyor.

Kötülerin adeta kimyasal ile yıkanarak resmedildiği The Veilguard’da etik olarak hiçbir gri alan da kalmamış. Serinin ilk oyununda bir aileyi katleden mahkum bir Qunari’yi yoldaş edinip mental yolculuğuna tanık olabiliyor, Dragon Age 2’de aklını yitirmiş bir katile merhamet edebiliyorduk.

Bu kararlar karakterimizin öyküsünü doğrudan etkiliyor ve fantastik bir gerçeksizlik içinde çeşitli gerçekçi etik ikilemler ortaya çıkarıyordu. Eski Dragon Age, bizi rahatsız eden olayları fantastik düzlemde tasvir edişiyle modern ve gerçekçi kalabilmişti. Yeni Dragon Age ise modern olabilmek için Netflix’in gençlik dizilerine özenen bir seri diyalogla karşımıza çıkmış.

Burada mesaj verme derdi ve woke culture hedeflerinden bahsetmediğimin altını çizeyim. Kaldı ki bu tür mesajlar göze sokulduğunda bile ürünün özünde anlamlı bir şey bulabiliyorsam, hiçbir temsiliyet derdinden elbette rahatsız olmuyorum. Neden olayım?

Ancak ürünün özü salt mesajlardan oluşuyorsa – mesaj her ne olursa olsun – ne bana geçtiğini hissediyorum, ne de mesajları oraya yerleştirenlerin samimi olduğuna inanıyorum.

Son Söz

BioWare her ne kadar Mass Effect 3’ten bu yana prodüksiyon değerleri açısından en iyi oyununu ortaya koymuş olsa da aksiyon formüllerinde bile risklerden kaçınması üzücü. Öyle ki Rook’un sandıkları açış şeklinden, oyunun sunum tercihlerine kadar pek çok noktada God of War kötü bir şekilde taklit edilmiş. Geriye orijinal hiçbir yanı kalmayan, Dragon Age ile hiçbir bağı olmayan ve RPG türüne yeni başlayan oyuncular için zar zor keyifli olabilecek bir oyun çıkmış.

The Veilguard’ın göze sık sık batan olumsuz yönlerinin önüne geçebilecek, modern hedeflerle yüklü sığ diyaloglarını görmezden gelmenizi sağlayabilecek harika yönleri de yok. Ancak dinamik dövüş sistemi, seviye mekanikleri, sinematik sekansları ve harika grafikleri ile sizi bir süre memnun edebilir.

Fakat Dragon Age: Origins ile başlayan, Dragon Age 2 ile sendeleyen ve Dragon Age: Inquisition ile çok daha büyüyebileceğinin sinyallerini veren BioWare’in Dragon Age efsanesi, her yönüyle sığ, nereye hitap edeceğini bilmeyen, ambalajı parlak ancak içi boş bir ürün olan The Veilguard ile adeta yere çakılmış.

Olumlu

  • Thedas harika görünüyor
  • Detaylı karakter editörü
  • Seviye atlama ve gelişim deneyimi harika
  • Onlarca farklı erişilebilirlik seçeneği

Olumsuz

  • İnandırıcılıktan uzak, sığ diyaloglar
  • Her yönüyle tahmin edilebilir, basit bir ana hikaye
  • Derinlikten uzak karakterler
  • Dragon Age serisini harika kılan her şeye sırtını dönen seyreltilmiş RPG mekanikleri

 

Hakkında Kerem Doğan Karakoç

Kerem İstanbul Üniversitesi'nde edebiyat okuyor ve dört yılı aşkın bir süredir internetin çeşitli köşelerinde yazarlık yapıyor. Boş zamanında da tekrar tekrar Blade Runner izliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir